• Haber
  • Benim yaşamıma somut olarak değerse ancak o zaman barış olur

    Kürtler ve Barış Süreci: Güvenin Oluşum Süreci

    Bu yazı, Ruşen Takva’nın 5-6 Eylül 2025 tarihlerinde gerçekleşen Celal Başlangıç barış gazeteciliği toplantısındaki konuşmasından derlenmiştir.

    Dünyada barışa ve demokrasiye en çok ihtiyaç duyan ülkeler arasında Türkiye’nin ön sıralarda olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu süreçte barış isteğinin en güçlü olduğu halkların başında ise Kürtler geliyor.

    Tarihsel olarak birçok savaş, yıkım, talan ve asimilasyona maruz kalan Kürtler, yıllardır süregelen politikaların yorgunluğunu açıkça hissediyor. Bu nedenle, belki bu sefer uzun vadeli bir dinlenme fırsatı olabilir umudu her geçen gün artıyor. Ancak, halen koşulsuz bir güven sağlanmış değil. Destek arttıkça güven azalıyor gibi.

    Sürecin tarafları arasında güven artırıcı adımlar atılsa da sokaktaki insanlar hala tedbirli duruşlarını değiştirmiyorlar. Çünkü iktidar medyasının hala ‘barış diline’ geçmemesi toplumda siyasi iktidarın politikalarının değişmediği algısını güçlendiriyor. Halk, iktidar medyasının devlet politikalarını yansıttığını bilerek bu durumu önemli bir parametre olarak görüyor.

    Bir diğer güven kaybı noktası ise Suriye meselesi. Türkiye’deki Kürtlerin, Suriye’deki soydaşlarıyla derin duygusal bağları var. Bu nedenle, Suriye’deki Kürtleri tehdit ederek ya da bombalayarak Türkiye’deki Kürtlerle barış sağlanamaz. Bu durum siyasi açıdan da yanlıştır. Sonuç olarak, Suriye’deki Kürtler Türkiye’deki Kürtlerin akrabalarıdır. Bu gerçek göz ardı edildikçe, sürece duyulan güven istenilen seviyeye ulaşmaz gibi görünüyor.

    Demirtaş’ın tahliyesi, kayyumların kaldırılması, siyasi tutsakların serbest bırakılması ve ana dilin toplumsal bir hak olarak kabul edilmesi gibi konular toplumun malumudur. Ancak Kürtler, her şeyden önce eşit yurttaş muamelesi görmediklerini düşünüyorlar ve bunu açıkça dile getiriyorlar.

    Eşit yurttaşlık perspektifinde CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in sürecin başında dile getirdiği ancak daha sonra üzerinde durmadığı ‘Kürtlere devlet vaat ediyorum’ ifadesi hala gündemdedir. Kürtler, siyasi partilerine bağlı olmalarına rağmen birey olarak bu siyasi merkezden bağımsız karar alıp toplumsallaştırma konusunda çok örgütlüdürler. Bu örgütlenmenin bir parçası olarak CHP’nin süreçte masada kalması politik ve stratejik bir bilinç olarak algılanıyor. Bu durumun en iyi örneği 2019 İstanbul yerel seçimlerinde görüldü. Dolayısıyla çözüm süreci devam ederken özellikle Kürtlerin CHP’ye verdiği önem, onlara ciddi sorumluluklar yüklüyor ve bu sorumlulukları yerine getirmek için CHP’ye yöneliyorlar.

    Çözüm sürecinin bölgedeki yansımaları arasında bir diğer güven sorunu yaratan başlık, Cumhuriyet’in kendi geçmişiyle yüzleşme iddiasıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmişteki hataları kabullenmesi ve bu yüzleşmeyi halka açık bir şekilde yapması gerektiği düşüncesi, bölgede geniş yankı uyandırdı. Ancak “Kürtlerin yaşadığı hak ihlalleri yalnızca bu döneme mi ait? Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP iktidarı dönemindeki ihlallerle de yüzleşecek mi?” sorusu hala cevapsız duruyor. Bu sorunun cevabı, iktidar açısından sürecin en ciddi samimiyet testlerinden biri olacaktır.

    Ülkenin batısına yayılan ‘doğulu’ ve ‘Kürt’ algısının getirdiği sorunlar da gündemin önemli başlıklarından biridir. Yıllardır devam eden ırkçı ve ayrımcı propagandanın bir sonucu olarak Kürtler, hala metropollerde ırkçı saldırılara maruz kalıyor.

    Barışın tesis edilmesi, geniş toplumsal katılımla mümkün olabilir. Bu nedenle, DEM Partisi’nden seçilmişler, yöneticiler, gönüllüler ve partililer süreci toplumun her kesimine anlatmaya ve halkla buluşmalar düzenlemeye devam ediyorlar. Ancak sürecin ana muhatapları olarak görülen AKP ve MHP, aynı inançla örgütlenmemesi ve süreci yeterince açıklamamaları nedeniyle toplumsal güveni sarsmaya devam ediyor. Erdoğan’ın Rize’de ve Bahçeli’nin Osmaniye’de sürece ilişkin miting düzenlememesi de soru işaretlerini artırıyor.

    Sürecin önemli bir yönü de MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Kürtler arasında kısa sürede kazandığı popülerlik. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sürece mesafeli yaklaşması ve Bahçeli’nin sözlerini dikkate almaması güven sorununu artırıyor.

    Süreç boyunca MHP lideri Bahçeli’nin önemli söylemlerinin uygulanmaması bölgede önemli kopmaların yaşanmasına sebep oluyor. Bu durum, sadece bölgede değil tüm ülkede MHP için itibar riski oluşturuyor.

    Sonuç olarak, sürecin asıl muhatapları tarafından dile getirilen talep nettir: “Barış, tüm halk olarak yaşamımıza somut bir şekilde yansırsa, ancak o zaman gerçek barış mümkün olacaktır.”

    IPS İletişim Vakfı/Atölye BİA ve Civil Rights Defenders işbirliğiyle, 5-6 Eylül 2025 tarihlerinde gerçekleşen “Celal Başlangıç Barış Gazeteciliği Atölyesi”, gazeteciliğin barış süreçlerindeki rolünü ele almış, medyada temsil sorunları, çeşitlilik ve çoğulculuk konularına odaklanmıştır. Mülteciler, LGBTİ+ bireyler, Lozan azınlıkları ve Roman topluluklarının medyadaki temsiliyeti değerlendirilirken, Celal Başlangıç’ın gazetecilik mirası ve Türkiye ile Ortadoğu’daki barış süreçleri de tartışılmıştır. Bu atölye, Türkiye’de barış gazeteciliğinin olanaklarını ele almış önemli bir platform olmuştur.

    (RUT/Mİ)

    5 mins